26 Nisan 2007 Perşembe

Turkiye Cevizleri Tehdit Altinda, Bahcesaray Cevizleri de...

>

Turkiye Cevizleri Tehdit Altinda, Bahcesaray Cevizleri de...


Bugun bir ceviz memleketi olan ulkemiz, yurtdisindan ceviz satin alir hale geldi. Ceviz tomrugu ihrac etmeye baslayip surdurdu. Dolayisiyla ulkede dikili ceviz varliginin buyuk bir bolumu yok edildi, ustelik kesilen agaclarin yerine yenilerinin dikilmesi yakin zamana dek akla bile gelmedi.

Ceviz fidani veya asili ceviz fidani dikimine ilgi yildan yila artmaktadir. Ne var ki asilanmamis fidanlarin meyve verecek yasa erismesi yaklasik 15 yil gibi uzun bir sureyi gerektirmektedir. Asili fidanlar ise ilk meyvesini dikiminden neredeyse bir yil sonra bile verebilir.


Ama bir ceviz agacinin govdesinin faydalanilabilecek bir tomruk haline gelebilmesi yaklasik 100 yili bulur. Bu koskoca bir asir demektir. Uygun bir arazide yeseren ceviz agaci 400 yila kadar yasayabilir.

Tarim ve Koyisleri Bakanligi verilerine gore 120 000 ton olan ic ceviz uretimimiz Turkiye Ceviz Calisma Grubu Baskani Prof. Dr. Yasar Akca’nin tespitlerine gore aslinda 60-70 000 ton civarindadir.

Ayni kaynaga gore, tahminen 15 000 ton ic ceviz ithal edilmekte, 500 ton kadar ceviz de ihrac edilmektedir. Bu sayilar ve ulkenin olanaklari goz onune alindiginda, cevizin yetisme ortamlarindan olan Anadolu topraklarinda ne kadar yetersiz uretildigi acikca ortaya cikmaktadir. (www.ceviz.gen.tr)

Turkiye ceviz agaclarini kaybediyor

Ne yazik ki 1960 li yillarin ortalarindan itibaren 1980 li yillarin ortalarina kadar Turkiye, buyuk bir yanlis karar neticesinde, ceviz tomrugu ihrac etmeye baslayip surdurdu. Dolayisiyla ulkede dikili ceviz varliginin buyuk bir bolumu yok edildi, ustelik kesilen agaclarin yerine yenilerinin dikilmesi yakin zamana dek akla bile gelmedi.

Ne zaman ki ceviz varligi yokluk haline donustu o zaman cevize yonelik gerek resmi kurumlarin gerekse ozel kisilerin ilgisi de artti. Ancak bir fidanin kesilen agacin boyutlarina gelebilmesinin en az 100 yili buldugu dusunulurse kaybedilen biyolojik kutlenin degeri daha da iyi anlasilabilir.

Tabii bu kutleye bagli olarak agac verimliligi de kaybedilmis bir deger olarak karsimiza cikar. Dolayisiyla bugun bir ceviz memleketi olan ulkemiz, yurtdisindan ceviz satinalir hale gelmistir.

10.05.1989 yilinda alinan bir kararla ceviz agacinin hassas durumu nedeniyle kesimi ozel bir statuye baglanmistir. Buna gore ozel mulkiyetteki cevizler ancak Orman Genel Mudurlugu birimlerinin olusturacagi heyetlerin, yasadaki kesime izin veren maddelere gore hazirlayacagi rapor esas alinarak kesilebilir.

Fakat gerek mobilyacilarin, gerek silah yapimcilarinin baskilari bu yasanin yozlastirilarak kullanilmasina neden olmustur. Boylece duzmece raporlarla ulkedeki ceviz katliami durmaksizin gunumuze dek gelmistir. Ornegin ozellikle Bitlis ve Siirt illerinde ceviz varligi neredeyse yok seviyesine inmistir.

Ceviz agaclari ve Bahcesaray

Van’in Bahcesaray Ilcesi, dere boylarinda ceviz agaclarinin toplu halde gorundugu nadir ozellikte bir yerdir. Bu acidan ilce h�l� onemini yitirmemistir. 1998 yilinda bolgede 120 000 kadar ceviz agaci oldugu tahmin edilmekte idi. Cevizin onemine binaen donemin kaymakami ceviz agaclarinin korunarak cogaltilmasini hedefleyerek CEKUL VAKFI ile bir proje baslatmisti (Bak kutu 1).

Dik yamacli, cevresi yuksek daglarla sarili Bahceraray, ayni zamanda buyuk hasarlara yol acan heyel�nlara ve sellere karsi sahip oldugu ceviz koruluklari ile korunur.

Yore halki icin ise cevizin meyvesi surekli bir gelir kaynagidir.

Kiyim sirasi Bahcesaray’da

Turkiye’de ceviz agaclarinin yok edilmesine neden olan surec duyumlarimiza gore su sirada Bahcesaray icin baslamistir. Yillardir yapilan calismalar tam da kesimleri nispeten durdurmusken, ozellikle yol sorununun kismen giderilmesinin de etkisiyle, tuccarin gozunu bu ilceye cevirmesine neden olmustur.


Bahcesaray’da Haziran ayinda, kesilmis tonlarca agac tomrugu buyuksehirlerin yolunu tutmustur. Agaclarin kesimlerinin gerekceleri suphelidir. Nedense birdenbire Bahcesaray’in cevizleri ayni yil, ayni tarihlerde kesime uygun hale gelmistir. Bu durum suphe uyandirmaktadir.

Yore insaninin maddi ihtiyaclari yillardir surmektedir. Bu ihtiyaclar ellerindeki degeri, az bir bedel karsiligi kaybederek degil, tam tersine, CEKUL VAKFI ile Kaymakamlik girisimi sayesinde gelisen uretim kalitesinin arttirilmasi, meyvenin islenerek katma degerin saglanmasi ve fidanlik olusturarak Bahcesaray’in bir asili ceviz fidani uretim merkezi haline getirilmesi ile mumkundur. Bunu gozardi eden kimi cikar gruplari ne yazik ki yoreyi, ulkenin ceviz varligini tumuyle yitirmis diger bolgelerine benzetme ugrasi icindedir. Bolge insaninin gelecegi icin koruyarak kullanma ve uretme ilkelerinin hayata gecirilmesi ve yogunlasan supheli kesimlerin acilen mercek altina alinmasi, gerekli denetimin baslatilmasi Bahcesaray’daki kirsal kalkinmanin onemli bir sartidir (EK 2).

Yukaridaki bilgiler isiginda Doga Gozculeri Dernegi, Bahcesaray ceviz agaclarinin onemsenmesi, surmekte olan supheli kesimlere karsi korunmasi ve arttirilmasi yonunde tum ilgilileri sorumlu bir durusa davet eder.

Sahika ERTAN Asaf ERTAN

DOGA GOZCULERI Yonetim Kurulu Adina

Kurucu Uye

Bahcesaray Cevizlerini Yasatalim ve Cogaltalim


"Bahcesaray Cevizlerini Yasatalim ve Cogaltalim Projesi" (www.cekulvakfi.org.tr) kapsaminda Bahcesaray’a 6000 asili, 12.000 asisiz olmak uzere toplam 18.000 ceviz fidani dikilmistir. Bunlarin cogunlugu ozel mulkiyetteki arazilere dagitilirken bir kismi da ornek ceviz koruluklari olusturmak amaciyla hazine arazilerine dikilmistir.

Proje kapsaminda yapilmasi gereken tohumdan fidan uretimi gerceklestirilmistir. Bu fidanlarin bir kismi asilanmistir. Ayni amacla kaymakamlik arazisinde de calisma yapilmistir.

Egitim amaciyla, Belediye Baskani’nin ve Kaymakam’in belirledigi kisiler cesitli zamanlarda Bolu, Duzce, Istanbul ve Van fidanliklarinda asi egitimi almislardir.

Ceviz uzmani Sel�mi Bayrak ceviz yetistiriciligi hakkinda genel bilgiler vermek ve asilama, budama, bakim tekniklerini ogretmek amaciyla egitim etkinlikleri kapsaminda ilceyi ziyaret etmistir.

Kadinlarin da etkinliklerde yer alabilmesini saglamak amaciyla Baskent Universitesi ogretim uyelerinden Dr.Efsun Karbudak yonetiminde saglikli beslenme egitimi uzerine bir sohbet ve 10 yerli hanim ile, bir ilkokulda, izleyicilerin onunde cevizli besin maddeleri uretimi uygulamasi gerceklestirilmistir.

1998 - 2000 G 2001 yillari sonbahar aylarinda CEKUL VAKFI’nin tesvik ve duzenleme katkisiyla yerel yonetimin de destegi ile ceviz meyvasi yetistiriciligini tekrar canlandirmak amaciyla uc ceviz senligi yapilmis iyi yetistirilmis ceviz agaclarinin sahipleri oduller almistir. Ayrica en iyi bahce dalinda da oduller dagitilmistir. 1998 yilinda derece alan 4 ceviz agaci meyvesinde yapilan incelemelerde bu cevizlerin, koy cesidi olarak tescili icin Tarim ve Koyisleri Bakanligi’nin koydugu esaslara uygun oldugu belirlenmistir. Ceviz projesi calismalari 2004 yilina dek surdurulmustur.

1999 yilinda yasli ve verimden dusmus bu yuzden de kesilmesi gereken agaclari ve kar devriklerini degerlendirme amacli bir ceviz isleme atolyesi kurulmus Istanbul’dan gelen ustalarin verdigi egitimle yoredeki gencler egitilerek ustalik kazanmislardir.

2003 yilinda ceviz projesiyle baglantili olarak yorede ekonomik kalkinmaya destek olmasi umuduyla bolgede yetisen yumrulu, rizomlu ve soganli bitkilerin yani geofitlerin uretilmesine yonelik bir diger proje yurutulmustur.

Bitkilerin de Dili Var

>

Bitkilerin de Dili Var


Ne sinir lifleri ne de beyinleri ve kaslari ya da agizlari var, ama yine de yasayan her organizma gibi, bitkiler farkli uyarilara cesitli salgilarla tepki gosterebiliyor. Mesela zararli boceklerin saldirisini bitkiler, kokulu salgilarla uzaklastiriyor. Bilim adamlari, koku maddelerinin biyoaktivitesinin ayrintili bir sekilde incelenmesine izin veren yeni bir deneysel model gelistirdi.

Ne sinir lifleri ne de beyinleri ve kaslari ya da agizlari var, ama yine de yasayan her organizma gibi bitkiler de disaridan gelen uyarilara reaksiyon gosterebiliyorlar. Bitkilerin mesajlarini duyabilseydik, belki de ormandaki yuruyuslerimizi buyuk bir gurultu icinde yapmak zorunda kalirdik. Ama ne iyi ki bitkiler sadece optik ve kimyasal uyarilar veriyor.



Bitkilerin, isik, su veya besleyici madde gibi abiyotik faktorler disinda, herbivorlar (bitkisel besinlerle beslenen canlilar) ve patojenlerle (bakteri, virus, mantar) de basa cikmalari gerekiyor.

Onlarin hareketsiz olmalari, haserelere karsi savunmasiz kaldiklari anlamina gelmez.

Cunku her zaman ya da sadece ihtiyac halinde kullandiklari cok sayida koruma ve savunma mekanizmalarina sahipler. Dikenler veya yakici tuyler bitkiyi her zaman koruyan fiziksel savunma mekanizmalaridir.

Bana dokunma

Mesela isirgan otunun uyarisini:"Bana dokunursan, yakarim!" seklinde cevirebiliriz.

Fiziksel korunma disinda bitkiler dogrudan dogruya haserelere zarar veren zehirli maddelerle de kimyasal savunma yapabiliyorlar. Bununla birlikte kimyasal savunma maddelerinin uretimi bitkiler icin cok zahmetlidir ve cok fazla enerji gerektirir. Iste bu nedenle kimyasal savunma sadece ihtiyac halinde yapiliyor.

Bocek saldirisi karsisinda salgilanan cesitli koku maddeleri, bitkiye zarar veren bocekleri yiyerek azaltacak yirtici bocekleri cekebilir. Bilim adamlari gerci bu kokulu salgilarin, yakindaki bitkileri de uyarabilecegini tahmin ediyorlardi ama bitkilerin bu uyari sinyaline ne sekilde tepki gosterdikleri hala merak konusudur.

Bu reaksiyon koku maddesinin yapragin uzerine ulasmasiyla baslar ve sinyal iletimiyle devam eder.

Komsu agaca uyari

Aslinda saldiriya ugrayan ve ugramayan bitkiler arasindaki iletisimin varligiyla ilgili ilk kanitlari Ian Baldwin, 1983 yilinda ortaya koymustu.

Kavak ve akcaagacta meydana gelen "yaralanmalarda" zehirli fenoller ve tanenler uretildiginde, henuz zarar gelmemis komsu agacta fenol ve tanen iceriginin ayni oranda yukseldigini gormustu bilim adami.



Benzer sonuclara sogut (Salix sitchensis) arastirmasiyla ulasan D.Rhoades, tirtillar tarafindan yenen yaprak kalitesinin, yara almamis bitkilerinkine gore daha dusuk oldugunu gormus. Ayni etki, saldiriya ugrayan bitkilerin yaninda buyuyen ancak kokleri temas etmeyen komsu bitkilerde de gorulmekte.

Bunun en iyi aciklamasi yarali ve yarali olmayan bitkiler ve henuz zarar gormemis komsu bitkiler arasinda ucucu organik maddeler (VOCs: volatile organic compounds) araciligiyla iletisimin varligi olabilirdi.

Dili kanitlamak

Yirmi yil oncesine ait bu arastirmalar, bircok bilim adamini "bitkilerin VOCS araciligiyla iletisimi" uzerine calismalari icin bir zemin olusturmustu.

Cok sayida arastirma ote yandan, bir bitki dilinin kanitlanmasini zorlastiran, deneysel zorluklari da ortaya cikardi. Bitkiler arastirmalarin bircogunda gercek olmayan deneysel kosullara maruz birakilmistir.

Mesela hava gecirmez kaplara konan bitkilerde cok sayida sorun olusmustur. Bu duzenleme yuzunden koku maddeleri hazne icinde yogunlasirken, bitkinin fizyolojik statusu de degismekte. Fotosentez surecleri islemeye baslayinca da haznedeki CO2 orani duserek, karbon bilesimlerinin azalmasina yol acmakta.

Bitkiler bu eksikligi dengelemek icin, gozeneklerdeki acikliklari arttiriyorlar.

Ama ne var ki bu surec yuzunden mezofil hucreleri yogun olarak koku maddelerinin etkisinde kaliyorlar ve bitkinin dogal koku maddesi oranina gore ayarli reaksiyonu degismekte.

Ancak surekli hava akimi saglayan acik sistemlerle bu karisikliklar onlenebilmekte.

Yontem araniyor

Bu amacta saglikli bitki yerine, kesilmis yapraklar veya dallar kullaniliyordu. Ama daha sonralari kesik yapraklardaki herbivor azaltici koku maddesi bilesiminin saglikli bitkilerinkinden farkli oldugu anlasildi.

Bitki kesildiginde, bitkinin tum fizyolojik statusunu degistiren onemli bakim unsurlari kaybolmus olur. Bu nedenle de kesik yapraklar ve dallar ne koku ureten ne da alici bitkinin incelenmesi icin uygun degildir.



Sentetik koku maddelerinin kullanilmasi, bitki tarafindan salgilanan VOC karisiminin parcalanmasina ve aktif maddelerin tanimlanmasina izin vermekte.

Burada zor olan bitkilerin dogal miktarda koku maddesi salgilamasini saglamak, cok sayida bilesimler arasindaki baglantiyi bulmak ve bocegin bitkiyi kemirmesine karsi salgilanan koku karisimindaki azalmayi takip etmek.

Oysa acik havada gerceklestirilen arastirmalar daha gercekci deneysel kosullara imkan vermekte.

Yeni bulgu

Ornegin R.Karban ve ekibi 2000 yilinda, zarar gormus kokulu Amerikan calisi (Artemisia tridentata) yanina dikilen tutun bitkisinin (Nicotiana attenuata), herbivorlardan daha az zarar gordugunu ve digerlerine gore daha fazla tohum urettigini gormus.

Ancak sentetik koku maddeleriyle yapilan deneylerle, tutun ve bu kokulu cali arasindaki iletisim kanitlanamamisti. Max-Planck Enstitusu bilim adamlari son calismalariyla, kokulu col calisi tarafindan salgilanan VOC karisiminin yanindaki tutun bitkisi uzerinde dolayli bir etkisi oldugunu gostermekte.

Karisim icindeki iki molekul, dogrudan dogruya savunma maddeleri uretmek yerine, sadece herbivor saldirisi sirasinda uretimi arttiriyor veya hizlandiriyor, diye acikliyor bilim adamlari.

Kokulu col calisinca, tutun bitkisine (alici bitki) sadece bocek saldirisi sirasinda yapilan uyari, VOCS araciligiyla yapilan dogrudan savunmanin "hesapli" turu olsa gerek.

Bitkinin enerjisi

Bitkiler savunma mekanizmalarini calistirmak icin, buyume veya ureme icin gerekli enerji ve kaynaklarini harcamak zorundalar.

Yani bir bitki savunma mekanizmalarini surekli kullandiginda, boceklerin saldirisina ugramasa bile "savurganligini" sagligiyla oder. Sonucta saglikli buyumesi icin gerekli enerji kaynaklarinin onemli bir kismini boceklerden korunmak icin kullanmistir.

Jena Max-Planck Enstitusu bilim adamlarina ait son bir arastirma yazisinda iki ilkeyi birlestirerek yukarida soz edilen sorunlari onleyen deneysel bir model sunulmakta. Bu modelde uyarici ve alici bitkilerin araliksiz olarak hava almasini saglayan acik bir sistem kullanilmakta.

Bu sistemde uyarici ve alici bitkiler koklerinin temas etmemesi icin pleksiglas kutulara yerlestirilmekte. Alici bitkinin arkasinda kutu icindeki hava akimi saglayan bir vantilator calisiyor. Temiz hava kutunun uzerindeki bir acikliktan cekilmekte. Bu deneyde koku maddesi ureten yabani ya da genetik bitki kullanilmakta.

Iste bu sekilde uyarici bitki tarafindan salgilanan koku karisiminin, alici bitki uzerindeki etkisi dogadaki kosullara benzer bir sekilde test edilebilmekte.

Bitkide savunma reaksiyonu ne zaman harekete geciyor?

Bitkiler, aldiklari yara turune gore, bunun bir dolu tanesi mi yoksa bir tirtilin marifeti mi oldugunu algilayabiliyor. Max-Planck Enstitusu bilim adamlari bu algilama yetisinin kimyasal madde olmadan isledigini buldular. Bilim adamlari daha onceleri bitkideki savunma reaksiyonunun, tirtilin tukuruk salgisina bagli olarak gelistigini saniyorlardi.

Wilhelm Boland, yaprak kemiren bir tirtili taklit eden bir robot sayesinde, savunma reaksiyonunun tukuruk salgisindan cok mekanik yaralarin etkisiyle harekete gectigini saptadilar.

MecWorm olarak adlandirilan robot, minik igneyi yapraga batirarak tirtilin kemirme davranisini taklit ediyor. Robot yapragin uzerine herhangi bir kimyasal madde birakmamasina ragmen bitkiler kimyasal savunma sinyalleri gonderiyorlar.

Bitkideki savunma reaksiyonunun harekete gecmesi icin, robotun tipki gercek tirtil gibi cignemesi gerekiyordu. Cunku yaprak sadece bir pinset ya da bisturi ile yirtildiginda bitki reaksiyon gostermemis. Gercek dusmanlar ve kisa vadeli mekanik etkiler arasindaki farki algilama yetisi, bitkiye kimyasal savunma reaksiyonunu bosa harcamamasini sagliyor.

Sonucta kimyasal karisim mesela dolu yagmurunda ise yaramiyor dolayisiyla da kaynaklar ve enerji bosu bosuna harcanmis oluyor. Bir motor ve yuvarlak pimden olusan MecWorm tirtil robotu, bilgisayarla calistirildiginda pimle duzenli araliklarla vuruslar yapiyor.

Deney sirasinda kullanilan fasulye yapragi (Phaseolus lunatus) hava gecirmeyen bir hazneye yerlestirilmekte. Bes saniye araliklarla on yedi saat boyu yapilan pim vuruslari sonucunda yaprak (Tetranynchus urticae) fasulye bocegi ve diger bocek larvalarina gosterdigi reaksiyonun aynisini gostermekte.

Insan VUcudunun Gizemleri !!!

>*Vucudumuzda bulunan yagla 7 iri sabun kalibi yapabiliriz.

*O kadar cok karbon tasiriz ki bunlari b�r araya toplayip kullanmak mumkun olsa; 9000 adet kursun kalem yapabiliriz.2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla surfurumuz, bir kasik dolusu muz magnezyummus, 5 cm boyunda bir civi yapacak kadar demirimiz vardir.

*Vucudumuzda 25 milyar oksijen alici kirmizi kan yuvarlaklari bulunmaktadir. Bunlari bir yuzey uzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alani kaplar.

*Bebekken 270'den fazla kemigimiz varken, buyudukce bunlarin bazisi birbiriyle kaynasarak sonunda sadece 206 kemikle kaliriz.

*Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atisa gore, 70 yasindaki insanin kalbi 2500 milyon kere atmis ve bu sure icindede 167561600000 kilo kan, damarlarimiza pompalamistir

*Normal bir vucut isisi ile, insanin dayanabilecegi en sicak suyun isisi 110�C 'dir.

*Normal bir insan vucudunda bulunan elektrik, 25 Wattlik bir lambayi dakikalarca yakabilir.

*Esmerlerde 120 bin, sarisinlarda ise 140 bin adet sac teli vardir. Her gecen gun basimizdan 25.000 arasinda sac teli kopar ve yerine yine ayni sayida yenileri cikar.

*Tek bir dakika icerisinde 1025 cm kupluk havayi icimize ceker, 4 kilograma yakin kani vucudumuz icinde devrederiz.

*Yapilan arastirmalara gore 6 dakika su altinda kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sifirin altinda 103 derecelik bir soguga karsi koyabiliriz. 30 gun ac 110 saat da uykusuzluga dayanabiliriz.

*Tirnaklarimiz bir yilda 3,75 metre kadar uzar.

*Insan dogduktan bir kac gun sonraya kadar, hic birsey duymayacak kadar sagirdir.

Nefes Tutmanin Sirri

>Bir insanin nefesini tutma suresi en cok suya dalmada soz konusu olur. Insanlar binlerce yil denizin 30 metre altina kadar kendi ciger gucleriyle daldilar, sunger ve inci avciligi yaptilar. Ne var ki istedikleri kadar saglam ve guclu olsunlar nefeslerini tutarak su altinda birkac dakikadan fazla kalabilmeyi basaramadilar.
Insanlar, dalgic elbiseleri ile dalmaya 1800'lu yillarin baslarinda basladilar ama bu sefer de bir hortuma bagimliydilar. Su altinda tuplerle ozgur ve yatay yuzebilmek 1940'lardan sonra mumkun olmustur. Gozunu hep havaya dikmis olan insan, ucmaya basladiktan neredeyse yarim asir sonra deniz altinda tuple serbestce yuzmeye ve bunun sonucu olarak deniz altini kesfetmeye baslamistir.
Gerci gunumuzde tupsuz serbest dalista yarismacilar 5 dakikayi asip, 100 metreden fazla derine inebiliyorlar ama cok ozel bir teknik uygulamayi gerektiren bu sureler ve derinlikler, normal insanin nefes alma kapasitesinin arttirildigi anlamina gelmez.
Nefes alip verme olum anina kadar suren bir yasam suresidir. Solunum durmasi olum belirtisi olarak kabul edilir. Oysa vucut oksijen almadan da bir iki dakika yasayabilir. Bu nedenle suda bogulanlara ya da soluk borusu tikandigi icin solunumu duranlara uygulanacak yapay solunum, olmek uzere olan kisinin yasamini kurtarabilir.
Soluk verildiginde cigerlerdeki havanin tumunun bosaldigi sanilir ama cigerlerde epey bir miktar hava kalir. Insan kendini ne kadar zorlarsa zorlasin, her bir cigerinde kalan havayi l ,5 litrenin altina dusuremez. Insanlar akcigerlerini tam kapasite ile calistirmazlar. Her nefes alis veriste cigerlerindeki havanin altida birini kullanirlar dolayisiyla rezerv bir solunum guclen vardir.
Saglikli, genc bir insan nefesini yaklasik 3 dakika tutabilir. Egitimle bu sure cok az daha uzatilabilir ama bu sureden sonra insanda suur kaybi baslar. Iste bu sirada vucudun koruma mekanizmasi devreye girer ve uzun sure soluksuz kalmasina izin vermez. Insan kendini zorlayarak morarincaya kadar nefesini tutsa bile bogulmaz, yalnizca bayilir ve hemen o anda solunum yeniden baslar.
Insan vucudu fazla miktarda oksijen depolayamaz. Insanda oksijen yetersizligini ikaz edecek sensorler de yoktur. Dagciliga yeni baslayanlar yukseldikce oksijenin azaldigini fenalasmaya baslayinca anlarlar. Vucut alyuvar sayisini arttirarak yukseklerdeki oksijen azligina alismayi saglar. Insani nefes almaya zorlayan vucuttaki oksijenin azalmasi degil kandaki karbondioksit oraninin artmasidir. Bu oranin artmasiyla beyindeki nefes alma mekanizmasi tetiklenir ve insan daha sik nefes almaya baslar.
Suya dalmadan once derin derin nefes alanlar oksijen depoladiklarini sanirlar ama aslinda vucutlarindaki karbondioksit seviyesini dusururler. Bu sayede nefeslerini 30 saniye daha fazla tutabilirler

300 Yillik Hava Tahmini... |07.08.06|

> Japonya, super bilgisayarlarin yardimiyla onumuzdeki 300 yilda meydana gelebilecek tayfun, firtina, tipi, kuraklik ve diger hava kosullarinin bir raporunu cikarmayi planliyor.

Gelecek yil baslayacak projede, NEC tarafindan uretilen ve dunyanin en hizli bilgisayarlarindan biri olan Earth Simulator kullanilacak. Earth Simulator' 35.6 terraflopluk hizilya Top500 listesinde 10'uncu sirada bulunuyor.

Japonya, Bilim Bakanligi'nin yuruttugu calismalara destek niteliginde gerceklestirilen proje sayesinde onumuzdeki 300 yilin kuresel isinma raporlarini hazirlayacak ve tedbirlerini buna gore alacak.

Risk alanlari belirlenecek

Earth Simulator'in hizi, uzun donemli atmosfer basinci, hava sicakliklari, okyanus akintilari, deniz suyu sicakliklari gibi verilerin bir potada eritilmesinde kullanilacak.

Sonuclar, olabilecek tayfunlarin rotalarinin belirlenmesine yardimci olacak ve asiri yagis alacak, karla kaplanacak, yuksek dalgalarla yikanacak veya ruzgardan ucacak bolgelerin belirlenmesine yarayacak.

Uzun zaman yayilmali

Cevre Burosu yetkililerinden Tomonori Otake, "kisa zaman sureclerinde risk altinda olan yerleri gorebiliyoruz" diyor: "Ama potansiyel bolgelerde erken tedbir alabilmek icin uzun donemli calismamiz sart."

Bakanlik simdilik projenin parametrelerini belirliyor ve arastirmacilarin istedigi odenekleri kabul ediyor. Arastirmanin toplam olarak 3 milyar yene (26 milyon dolar) mal olmasi bekleniyor.

Dort yildir calisiyor

2002 yilinda Japonya'nin Yokohama kentinde NEC tarafindan insa edilen Earth Simulator, 350 milyon dolara mal oldu ve saniyede 35.6 trilyon islem kapasitesine sahip.

Earth Simulator 2002'den beri deniz sicakliklarini, yagmurlari ve atmosferik hareketleri takip ediyor ve Dunya'da meydana gelebilecek afetlerin tahminlerini yapiyor. Proje kapsaminda Dunya, 5 kilometrekarelik parcalara bolunuyor.

2034'te piknik mi?

Fakat, "23 nisan 2034'te torunlarimla piknige gidebilecek miyim" gibi sorularin cevaplandirilmasini beklemeyin. Cunku bu kadar uzun sureli gunluk hava tahmini yapmak gercekten imkansiz.



Kaynak:Cnnturk

Butun Patatesler Ayni Kokenden

>

Patatesin, 7 bin yil once sadece Peru'da yetistirildigi ve bugun tarimi yapilan butun patates turlerinin, ayni kokenden geldigi belirlendi

Amerikali arastirmacilar, bu sonuca hem dogada bulunan, hem de tarimi yapilan 261 cesit patatesin DNA'larini inceleyerek ulasti.

Amerikan Bilimler Akademisi yilliginda yayimlanan arastirmaya katilan David Spooner, ''Peru'nun guneyinde genis bir bolgede bir tek koken tespit ettik. Bu da patatesin birden cok kokeni bulundugu teziyle celisiyor'' dedi. Spooner, patates tariminin 7 bin yil eskiye gittigini belirtti.


Patatesin, 1570'lere dogru Ispanyol ''fatihlerince'' Guney Amerika'dan Avrupa'ya goturuldugu ve zamanla Avrupa'ya yayildigi biliniyor. Ancak patatesin besin degeri, 18. yuzyila kadar anlasilamadi. Patates, Ingiliz somurgeciligiyle Kuzey Amerika'ya ulasti.

Bugun dunyada yilda 300 milyon ton patates uretiliyor...

Lubnan'daki Vahset ve Cevre Yikimi!

>

Greenpeace, savasin insanlik uzerindeki korkunc etkilerinin yanisira,
uzun donemli cevre felaketlerine de sebep olacagini onceden belirtmisti.
Greenpeace olarak; oncelikle yaralilar, evlerini terketmek zorunda kalan
insanlar ve kurbanlarin aileleri icin endiseliyiz ama savasin sonuclari yalnizca
bunlar degil, uzun vadede cevresel hasar da savasin kacinilmaz sonuclarindan.


Petrole Bulanmis Beyrut Sahili - Lubnan

Greenpeace acil bir ateskes ile bu vahset ve cevre yikimina bir son verme cagrisi yapiyor. Ayrica bolgede uzun vadeli bir istikrarlilik ve baris saglama cabalarini da destekliyor.

Bu caba ayrica Lubnan’in her yerine ulasacak acil ve gerekli insani yardimin yapilmasina ve BM Cevre Programi, Dunya Saglik Orgutu ve digerlerinin de bombalamadan dolayi olusan cevre hasarini degerlendirmelerine yardimci olacaktir.

Beyrut’un 30 km guneyinde bulunan ve en onemli oncelik olan Jiyyeh enerji santralindeki depolarin bombalanmasi sonucu denize yayilan yuklu petrol akintisinin dogu Akdeniz sahillerine yayilmasi tehdidinin onlenmesi gerekmektedir. Kisa vadede, Lubnanli yetkililer akintinin balik avlama bolgelerine ve kumsallarina yayilmalarini onlemek ve kontrol altina almak icin acil yardima ihtiyac duymaktalar. Uzun vadede akintiyi Lubnan aciklarinda 100 km’ye kadar temizlemek 6-12 ay arasinda zaman alacaktir. Akinti, Lubnan’in zaten az olan deniz rezervlerine ve bunun yani sira Lubnan sahillerindeki balik yumurtalari ve deniz kaplumbagalari yuvalari icin de bir tehdit olusturmaktadir.

Petrol akintisi Akdeniz’de yasayan deniz memelilerinin ve deniz kuslarinin yanisira, yerel balikciligi ve turizmi de cok kotu etkileyecektir. Greenpeace, uluslararasi kamuoyunu bu insanlik vahsetine ve cevre tahribatina acil bir son vermeye cagiriyor. Diger uluslararasi sivil toplum kuruluslari ve yardim organizasyonlari ile birlikte ihtiyaci olanlara uluslararasi bagis cabalari ile yardim eli uzatmak icin calismaktayiz.

40 kisilik Lubnan yardim agi, cevre ve sivil toplum orgutleri birlige katilmis ve uluslararasi baglayici bir kanal kurmuslardir.

Daha fazla bilgi icin: TIKLAYIN